Lambanın Işığı Sönerse: İçsel Sessizlik ve Yalnızlık
Lambanın Işığı Sönerse: İçsel Sessizlik ve Yalnızlık
Kuledeki İlk Işık
25 Kasım 2024… Hamile olduğumu öğrendiğim gün. Daha 5 haftalıkken, o an tüm dünya benimmiş gibi hissettim. Miniğimle ilgili hayaller kurmaya başladım:
- Kız mı erkek mi olacak?
- Gözleri ne renk? Kime benzeyecek?
- Hangi okullara gidecek, hangi yemekleri sevecek?
- Arkadaşları kim olacak, birlikte neler yapacağız?
Yeğenim 6 aylıktı ve hayal ediyordum; “Bir yıl sonra onu öpüp koklayacağım, birlikte gezip dolaşacağız.” O anlarda, lambanın ışığı gibi, hayallerim de parlaktı. Her detayı zihnimde canlandırıyor, mutluluğun tadını peşinen alıyordum.
Işığın Sönmeye Başladığı Günler
Ama hayat, ışığı bazen aniden söndürür… Hamileliğimi öğrendikten kısa süre sonra kanamalar başladı. Progesteron iğnelerim vardı, doktorum beni izliyordu. Ama içimde büyüyen korku, her sancıda biraz daha çoğaldı.
Çok erken bir aşamada olsa bile bir bebeği, fetüsü, embriyoyu, çocuğunuzu yitirmek eşi benzeri olmayan bir şok yaşatıyor.
1 Ocak 2025 sabahı, düşük gerçekleşti. Acı tarif edilemezdi; sadece bedenimde değil, ruhumda da bir boşluk oluştu. O küçük hayaller, gözlerimdeki ışık söndü. Maggie O’Farrell’in dediği gibi, bazen yalnızlık sessiz ve evrenseldir; hislerimiz ortak, ama bu ortaklık acıyı azaltmaz.
Hayallerin Altında Kalan Gerçek
Düşük sonrası düşündüm: Miniğim olsaydı…
- Gözlerini hiç göremeyecektim.
- Kokusu, ağlaması, ilk gülüşü… Hiçbirini deneyimleyemeyecektim.
- Arkadaşları olmayacak, çimenlerde koşamayacak, ağlayamayacak, gülemeyecek.
Vücudunuzun geri vitese takışını, eskiye dönüşünü, attığı ilmekleri söküşünü izliyorsunuz: Bulantılar azalıyor, memeleriniz küçülüyor, karnınız düzleşiyor, aşermeler kesiliyor.
Yaklaşık beş hamilelikten biri düşükle sonuçlanıyor; bunların %75’i ilk üç aylık dönemde gerçekleşiyor. Yani ilk on iki haftada düşük yapma riski %15. Yüz kadından biri birden fazla düşük yaşıyor. Birleşik Krallık’ta düşük nedeniyle uzman doktorlara başvuran kadınların üçte biri klinik depresyon yaşıyor.
(Çocukların) hayatları doğumdan, ana tahminlerden çok daha önce başlar ve kürtajla, düşük yüzünden ya da herhangi başka bir nedenle bu hayat sona erdiğinde, onlar yaşamımızdaki hayaletlere dönüşürler(...) Bir isimleri olsa da olmasa da, istenmiş olsalar da olmasalar da hayatımızda kalmayı başarırlar: Varlıklarını sürekli bize hissettirirler.
Işığın Sönmesinden Sonra: Tıbbi ve Duygusal Süreçler
Düşüğüm ertelenmiş düşük olarak kayıtlara geçti. Bu sürecin ardından doktorlar bazı testler önerdi: Genetik testler ve kan pıhtılaşma testleri. Sonuçlar, kan pıhtılaşma eğilimim olduğunu gösterdi. Öğrendim ki, gelecekteki hamileliklerimde iğne tedavisi kullanmam gerekecek.
Bu süreç, bir yandan bedensel önlemler ve tedaviyi öğrenmekle geçti, diğer yandan duygusal iyileşme ile uğraşıyordum. Maggie O’Farrell’in Ben Ben kitabından aldığım ilhamla, kendi hislerimi başka bir kadının hisleriyle yan yana koyabilmek bana güç verdi. Yabancı bir kadının deneyimleri ve duyguları, benim yaşadıklarımla öylesine örtüşüyordu ki, yalnız olmadığımı hissettim.
Sessizlik, Yalnızlık ve Hayaletler
Düşük sonrası yalnızca bedenim değil, ruhum da toparlanmaya çalışıyordu. Ama çevremde öyle bir algı vardı ki, kadınların düşüğü hiçbir şey olmamış gibi atlatması, sistemlerinden çabucak çıkarıp hayata devam etmesi bekleniyordu. Bu düşünce ekolü, acıyı görünmez kılmaya çalışıyor, yaşanan kaybı küçültüyordu.
Bedenimin her parçası eskiye dönmeye çalışırken, kalbim ve zihnim kaybın ağırlığını taşımaya devam ediyordu. Yazmak, bu ağırlığı görünür kılmak ve sessizliği paylaşmak için tek yoldu. Miniğim, hayalet gibi olsa da varlığını hissettiriyor, lambanın sönen ışığında küçük bir umut ve hatırlatma olarak duruyordu.
Sen de kendi lambanı yak, hislerini yaz, paylaş. Kule yolcusu yalnız değildir.