1 Şubat 2026 Pazar

KALEMİN GÖLGESİNDE – II

 Fildişi kulemdeki lambanın altından bildiriyorum:

Bildiklerimin bende bıraktığı izleri kayda geçirmek için buradayım.

 

Takıntılı Yazarlar ve Yazının Saplantıya Dönüştüğü Anlar

Yazarlık çoğu zaman ilhamla açıklanır. Oysa bazı metinler ilhamdan değil, takıntıdan doğar. Bir düşüncenin zihni terk etmemesi, bir kelimenin defalarca geri gelmesi, bir cümlenin rahat bırakmaması… Bazı yazarlar için yazmak bir seçim değil, bir zorunluluk hâlidir.


 

Franz Kafka 


Franz Kafka: Aynı Korkuyu Yeniden Yazmak

Kafka’nın metinlerinde kapılar kapanır, davalar bitmez, suçlar açıklanmaz. Bu tekrar, edebi bir tercih olmaktan çok zihinsel bir döngüdür. Kafka aynı korkuyu defalarca yazmıştır çünkü ondan kaçamamıştır. Onun bilinmeyen takıntısı, suçluluk duygusudur. Ne yazarsa yazsın, eksik kalmış hissi peşini bırakmaz. Bu yüzden metinlerini yakmak istemiştir. Kafka için yazmak, korkudan kurtulmak değil; korkuyu düzenlemektir.

 



Dostoyevski


Fyodor Dostoyevski: Uç Noktalarda Düşünmek

Dostoyevski’nin takıntısı insan ruhunun en uç hâlleridir: İnanç–inkâr, suç–vicdan, Tanrı–hiçlik… Bu karşıtlıklar onun romanlarında tesadüf değildir. Epilepsi nöbetleri ve ölüm korkusu, onu sürekli “son sınır”a taşımıştır. Bu yüzden karakterleri ya çok sever ya da tamamen çöker. Dostoyevski, sakin insanları yazamazdı. Çünkü kendisi de hiçbir zaman sakin değildi.

 



Virginia Woolf 


Virginia Woolf: Bilincin İçine Saplanmak

Woolf’un takıntısı olaylar değil, zihnin kendisidir. Bir düşüncenin nasıl doğduğu, nasıl dağıldığı ve nasıl sustuğu… Bu yüzden romanlarında büyük olaylar olmaz; küçük anlar büyür. Bir bakış, bir ses, bir iç monolog sayfalarca sürer. Onun yazısı, zihnin içindeki dalgalara kulak vermenin sonucudur. Bu dikkat hâli, zamanla onu yormuş; yazmakla yaşamak arasındaki sınırı silmiştir.

 


Edgar Allen Poe 


Edgar Allan Poe: Ölümün Estetiği

Poe’nun takıntısı ölümdür; ama korku olarak değil, biçim olarak. Ölümü güzelleştirmek, düzenlemek, estetik hâle getirmek ister. Kayıplar, yoksulluk ve yalnızlık, onun yazısını besleyen karanlık kaynaklardır. Bu yüzden öyküleri rahatsız eder; çünkü bilinçli olarak öyle yazılmıştır. Poe için yazmak, karanlığı anlatmak değil; onu kontrol altına almaktır.

 

Takıntı Olmadan Edebiyat Olur mu?

Her takıntı hastalık değildir. Bazıları edebiyatın motorudur. Ama bu yazarlarda gördüğümüz şey şudur: Takıntı, yazıyı beslediği kadar yazarı da tüketir. Okur için unutulmaz olan metinler, yazar için çoğu zaman kaçamadığı düşüncelerin ürünüdür.

 

 

Bu seri boyunca adı geçen yazarlar, metinleriyle değil; metinlerinin gölgesinde kalan yönleriyle ele alınmıştır.

 

 

Bu yazı, ‘’Kalemin Gölgesinde’’ serisinin ikinci yazısıdır.

 

 

FİLDİŞİ KULEDE IŞIK HALA YANIYOR.

 

 

Sitede kullanılan görseller tanıtım ve bilgilendirme amaçlıdır. Telif hakkı ihlali olduğunu düşündüğünüz bir içerik için iletişime geçebilirsiniz.

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumunuz için teşekkür ederim. En kısa sürede dönüt verilecek.

KALEMİN GÖLGESİNDE - IV

KALEMİN GÖLGESİNDE – IV Metinlerini Yaktırmak İsteyen Yazarlar: Yazıya Güvenememek Bazı yazarlar yazdıklarının okunmasını ister. Bazıları is...