Fildişi kulemdeki lambanın altından bildiriyorum:
Bildiklerimin bende bıraktığı izleri kayda geçirmek için
buradayım.
Takıntılı
Yazarlar ve Yazının Saplantıya Dönüştüğü Anlar
Yazarlık çoğu zaman ilhamla açıklanır. Oysa bazı metinler
ilhamdan değil, takıntıdan doğar. Bir düşüncenin zihni terk etmemesi, bir
kelimenin defalarca geri gelmesi, bir cümlenin rahat bırakmaması… Bazı yazarlar
için yazmak bir seçim değil, bir zorunluluk hâlidir.
![]() |
| Franz Kafka |
Franz
Kafka: Aynı Korkuyu Yeniden Yazmak
Kafka’nın metinlerinde kapılar kapanır, davalar bitmez,
suçlar açıklanmaz. Bu tekrar, edebi bir tercih olmaktan çok zihinsel bir
döngüdür. Kafka aynı korkuyu defalarca yazmıştır çünkü ondan kaçamamıştır. Onun
bilinmeyen takıntısı, suçluluk duygusudur. Ne yazarsa yazsın, eksik kalmış
hissi peşini bırakmaz. Bu yüzden metinlerini yakmak istemiştir. Kafka için
yazmak, korkudan kurtulmak değil; korkuyu düzenlemektir.
![]() |
| Dostoyevski |
Fyodor
Dostoyevski: Uç Noktalarda Düşünmek
Dostoyevski’nin takıntısı insan ruhunun en uç hâlleridir: İnanç–inkâr, suç–vicdan, Tanrı–hiçlik… Bu
karşıtlıklar onun romanlarında tesadüf değildir. Epilepsi nöbetleri ve ölüm
korkusu, onu sürekli “son sınır”a taşımıştır. Bu yüzden karakterleri ya çok
sever ya da tamamen çöker. Dostoyevski, sakin insanları yazamazdı. Çünkü
kendisi de hiçbir zaman sakin değildi.
![]() |
| Virginia Woolf |
Virginia
Woolf: Bilincin İçine Saplanmak
Woolf’un takıntısı olaylar değil, zihnin kendisidir. Bir
düşüncenin nasıl doğduğu, nasıl dağıldığı ve nasıl sustuğu… Bu yüzden
romanlarında büyük olaylar olmaz; küçük anlar büyür. Bir bakış, bir ses, bir iç
monolog sayfalarca sürer. Onun yazısı, zihnin içindeki dalgalara kulak vermenin
sonucudur. Bu dikkat hâli, zamanla onu yormuş; yazmakla yaşamak arasındaki
sınırı silmiştir.
![]() |
| Edgar Allen Poe |
Edgar
Allan Poe: Ölümün Estetiği
Poe’nun takıntısı ölümdür; ama korku olarak değil, biçim
olarak. Ölümü güzelleştirmek, düzenlemek, estetik hâle getirmek ister. Kayıplar,
yoksulluk ve yalnızlık, onun yazısını besleyen karanlık kaynaklardır. Bu yüzden
öyküleri rahatsız eder; çünkü bilinçli olarak öyle yazılmıştır. Poe için
yazmak, karanlığı anlatmak değil; onu kontrol altına almaktır.
Takıntı
Olmadan Edebiyat Olur mu?
Her takıntı hastalık değildir. Bazıları edebiyatın
motorudur. Ama bu yazarlarda gördüğümüz şey şudur: Takıntı, yazıyı beslediği
kadar yazarı da tüketir. Okur için unutulmaz olan metinler, yazar için çoğu
zaman kaçamadığı düşüncelerin ürünüdür.
Bu
seri boyunca adı geçen yazarlar, metinleriyle değil; metinlerinin gölgesinde
kalan yönleriyle ele alınmıştır.
Bu
yazı, ‘’Kalemin Gölgesinde’’ serisinin ikinci yazısıdır.
FİLDİŞİ
KULEDE IŞIK HALA YANIYOR.
Sitede kullanılan görseller tanıtım ve bilgilendirme
amaçlıdır. Telif hakkı ihlali olduğunu düşündüğünüz bir içerik için iletişime
geçebilirsiniz.




Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Yorumunuz için teşekkür ederim. En kısa sürede dönüt verilecek.