14 Şubat 2026 Cumartesi

Lambanın Işığı Sönerse: İçsel Sessizlik ve Yalnızlık

Lambanın Işığı Sönerse: İçsel Sessizlik ve Yalnızlık Lamba ve Kule Banner

Lambanın Işığı Sönerse: İçsel Sessizlik ve Yalnızlık

Lambanın Işığı Sönerse: İçsel Sessizlik ve Yalnızlık

Kuledeki İlk Işık

25 Kasım 2024… Hamile olduğumu öğrendiğim gün. Daha 5 haftalıkken, o an tüm dünya benimmiş gibi hissettim. Miniğimle ilgili hayaller kurmaya başladım:

  • Kız mı erkek mi olacak?
  • Gözleri ne renk? Kime benzeyecek?
  • Hangi okullara gidecek, hangi yemekleri sevecek?
  • Arkadaşları kim olacak, birlikte neler yapacağız?

Yeğenim 6 aylıktı ve hayal ediyordum; “Bir yıl sonra onu öpüp koklayacağım, birlikte gezip dolaşacağız.” O anlarda, lambanın ışığı gibi, hayallerim de parlaktı. Her detayı zihnimde canlandırıyor, mutluluğun tadını peşinen alıyordum.

Işığın Sönmeye Başladığı Günler

Ama hayat, ışığı bazen aniden söndürür… Hamileliğimi öğrendikten kısa süre sonra kanamalar başladı. Progesteron iğnelerim vardı, doktorum beni izliyordu. Ama içimde büyüyen korku, her sancıda biraz daha çoğaldı.

Çok erken bir aşamada olsa bile bir bebeği, fetüsü, embriyoyu, çocuğunuzu yitirmek eşi benzeri olmayan bir şok yaşatıyor.

1 Ocak 2025 sabahı, düşük gerçekleşti. Acı tarif edilemezdi; sadece bedenimde değil, ruhumda da bir boşluk oluştu. O küçük hayaller, gözlerimdeki ışık söndü. Maggie O’Farrell’in dediği gibi, bazen yalnızlık sessiz ve evrenseldir; hislerimiz ortak, ama bu ortaklık acıyı azaltmaz.

Hayallerin Altında Kalan Gerçek

Düşük sonrası düşündüm: Miniğim olsaydı…

  • Gözlerini hiç göremeyecektim.
  • Kokusu, ağlaması, ilk gülüşü… Hiçbirini deneyimleyemeyecektim.
  • Arkadaşları olmayacak, çimenlerde koşamayacak, ağlayamayacak, gülemeyecek.
Vücudunuzun geri vitese takışını, eskiye dönüşünü, attığı ilmekleri söküşünü izliyorsunuz: Bulantılar azalıyor, memeleriniz küçülüyor, karnınız düzleşiyor, aşermeler kesiliyor.

Yaklaşık beş hamilelikten biri düşükle sonuçlanıyor; bunların %75’i ilk üç aylık dönemde gerçekleşiyor. Yani ilk on iki haftada düşük yapma riski %15. Yüz kadından biri birden fazla düşük yaşıyor. Birleşik Krallık’ta düşük nedeniyle uzman doktorlara başvuran kadınların üçte biri klinik depresyon yaşıyor.

(Çocukların) hayatları doğumdan, ana tahminlerden çok daha önce başlar ve kürtajla, düşük yüzünden ya da herhangi başka bir nedenle bu hayat sona erdiğinde, onlar yaşamımızdaki hayaletlere dönüşürler(...) Bir isimleri olsa da olmasa da, istenmiş olsalar da olmasalar da hayatımızda kalmayı başarırlar: Varlıklarını sürekli bize hissettirirler.

Işığın Sönmesinden Sonra: Tıbbi ve Duygusal Süreçler

Düşüğüm ertelenmiş düşük olarak kayıtlara geçti. Bu sürecin ardından doktorlar bazı testler önerdi: Genetik testler ve kan pıhtılaşma testleri. Sonuçlar, kan pıhtılaşma eğilimim olduğunu gösterdi. Öğrendim ki, gelecekteki hamileliklerimde iğne tedavisi kullanmam gerekecek.

Bu süreç, bir yandan bedensel önlemler ve tedaviyi öğrenmekle geçti, diğer yandan duygusal iyileşme ile uğraşıyordum. Maggie O’Farrell’in Ben Ben kitabından aldığım ilhamla, kendi hislerimi başka bir kadının hisleriyle yan yana koyabilmek bana güç verdi. Yabancı bir kadının deneyimleri ve duyguları, benim yaşadıklarımla öylesine örtüşüyordu ki, yalnız olmadığımı hissettim.

Sessizlik, Yalnızlık ve Hayaletler

Düşük sonrası yalnızca bedenim değil, ruhum da toparlanmaya çalışıyordu. Ama çevremde öyle bir algı vardı ki, kadınların düşüğü hiçbir şey olmamış gibi atlatması, sistemlerinden çabucak çıkarıp hayata devam etmesi bekleniyordu. Bu düşünce ekolü, acıyı görünmez kılmaya çalışıyor, yaşanan kaybı küçültüyordu.

Bedenimin her parçası eskiye dönmeye çalışırken, kalbim ve zihnim kaybın ağırlığını taşımaya devam ediyordu. Yazmak, bu ağırlığı görünür kılmak ve sessizliği paylaşmak için tek yoldu. Miniğim, hayalet gibi olsa da varlığını hissettiriyor, lambanın sönen ışığında küçük bir umut ve hatırlatma olarak duruyordu.

Sen de kendi lambanı yak, hislerini yaz, paylaş. Kule yolcusu yalnız değildir.

Fotoğrafın Fısıldadıkları

Fotoğrafın Fısıldadıkları

Fotoğraf çeken bir adam


Fotoğraf, çoğu zaman bir anı sakladığını söyler. Oysa sakladığı şey çoğu zaman an değil, o ana yüklediğimiz duygudur. Bir fotoğrafa baktığımızda gördüğümüz ilk şey görüntüdür; ikinci şey ise sessizliktir. Çünkü fotoğraf konuşmaz gibi yapar. Ama uzun süre bakıldığında, en çok o konuşur. Fotoğraf, zamanı durdurmaz. Sadece zamanın bir daha geri gelmeyeceğini hatırlatır. Bir yüzün donmuş gülümsemesi, bir sokak köşesinde yakalanmış gölge, bir pencere önünde duran siluet… Hepsi yaşanmış bir ânın içinden değil, artık yaşanamayacak bir yerden seslenir. Fotoğraf bu yüzden hem güvenlidir hem acımasız. O anı değiştirme şansı vermez; sadece bakma izni verir.

Fotoğrafın En Büyük Yanılsaması

Fotoğraf, gerçeği gösterdiğini iddia eder. Ama aslında seçerek gösterir. Kadrajın dışında kalanlar, fotoğrafın asıl hikâyesidir. 

- Kim gülümserken neyi sakladı?
- Bu kare çekilmeden önce ne söylendi, sonra ne sustu?

Fotoğraf her zaman eksiktir. Ve belki de bu yüzden bu kadar ikna edicidir.

Fotoğraf çeken insanlar 



Nesnelerin Dili’nde Fotoğraf

Bu seride pencere konuştu, ayna sustu, saat hatırlattı. Fotoğraf ise tanıklık eder.
Ama tarafsız bir tanık değildir. Kimin elinde çekildiyse, onun bakışıyla konuşur. Aynı an, başka bir gözde bambaşka bir fotoğrafa dönüşebilirdi. Fotoğraf bu yönüyle bir nesne olmaktan çok, bir hafıza aracıdır. Ama hafıza gibi; eksik, kırılgan ve seçicidir.

Albümlerde Saklanan Zaman

Eski fotoğraf albümleri, geçmişin düzenli bir arşivi değildir. Onlar, hatırlamak istediklerimizin rafıdır. Bazı fotoğraflar defalarca bakılır. Bazıları ise sayfa arasında sessizce unutulur. Çünkü her fotoğraf aynı cesareti istemez. Bakmak da bir yüzleşmedir.

Fotoğrafın Fısıltısı

Fotoğraf şunu söyler:
“Ben olanı değil, hatırladığınım.”

Bu yüzden bir fotoğrafa her baktığımızda, aslında aynı şeye bakmayız. Biz değiştikçe, fotoğraf da değişir. Sabit olan tek şey görüntüdür; anlamı değil.


Fotoğraf, zamanı tutmaz.
Ama zamana dokunur.
Ve bazen, hiç konuşmadan şunu fısıldar:
“Bu an geçti.
Ama sen hâlâ buradasın.”


FİLDİŞİ KULEDE IŞIK HALA YANIYOR.

 

 


Sitede kullanılan görseller tanıtım ve bilgilendirme amaçlıdır. Telif hakkı ihlali olduğunu düşündüğünüz bir içerik için iletişime geçebilirsiniz.

 

9 Şubat 2026 Pazartesi

Türküler Neden Hafızada Kalır?

 Türküler Neden Hafızada Kalır?

Bir Kültürel Bellek Okuması

Denizin enginliği ve sessizlik


Bazı şarkılar dinlenir ve geçer. Bazı türkülerse unutulmaz. Üzerinden yıllar geçse de bir dize, bir melodi ya da tek bir kelime insanın içine yerleşir. Nerede, ne zaman duyulursa duyulsun tanınır. Çünkü türkü, yalnızca bir müzik türü değil; hatırlamanın, aktarmanın ve saklamanın yollarından biridir.

Bu yazı, türkünün neden hafızada kaldığını müzikal bir analizle değil; kültürel bellek kavramı üzerinden okumaya çalışıyor.


Türkü Hatırlatır, Anlatmaz

Türkü çoğu zaman ayrıntılı bir hikâye anlatmaz. Kısa cümlelerle, tekrar eden dizelerle konuşur. Ama bu eksiklik değil, bir güçtür.

“Gitti de gelmedi” dendiğinde:

- Kim gitti?

- Neden gitmişti?

- Geri dönmesi mümkün müydü?

Bunların hiçbiri açıklanmaz. Ama herkes kendi hikâyesini yerleştirir o boşluğa. Türkü, anlatmaz; hatırlatır. Kişisel hafızayla toplumsal hafızanın buluştuğu yer tam da burasıdır.

Bu yüzden aynı türkü, farklı kuşaklarda farklı anlamlar taşır ama etkisini kaybetmez.


Tekrarın Gücü: Unutulmamak İçin

Türkülerin en belirgin özelliklerinden biri tekrar etmeleridir. Nakaratlar, aynı dizenin farklı varyasyonlarla söylenmesi, benzer melodik dönüşler…

Bu tekrar, estetik bir tercih olmanın ötesinde, hafızayı eğiten bir yapıdır.

Yazının olmadığı ya da sınırlı olduğu dönemlerde kültür, tekrar yoluyla aktarılırdı. Türkü de bu sözlü kültürün taşıyıcısıdır. Aynı sözün defalarca söylenmesi, unutulmaması için değil; yerleşmesi için vardır.

Bu yüzden bir türküyü bir kez dinleyip mırıldanabiliriz. Ama bir romanı tek okumada hatırlayamayız.


Türküde Zaman Donmaz, Birikir

Türküler belirli bir zamana ait gibi görünür:

- Bir savaş,

- Bir göç,

- Bir ayrılık,

- Bir felaket.

Ama zaman içinde donmazlar. Aksine, her söylenişte yeni bir katman eklenir. Aynı türkü, bir dönem yas türküsüyken başka bir dönemde direnişin sesi olabilir.

Kültürel bellek böyle çalışır: Geçmişi olduğu gibi saklamaz, yeniden yorumlayarak taşır.

Türkü de bu yüzden canlıdır. Arşivlik değil; dolaşımdadır. Söylenir, değişir, yerelleşir ama kaybolmaz.

Aşık Veysel Şatıroğlu ve bağlaması 


Kahramanı Olmayan Hikâyeler

Türkülerde çoğu zaman belirgin bir kahraman yoktur. İsimler geçse bile, o isimler temsilidir. Asıl merkezde olan şey:

- Acı,

- Hasret,

- Kayıp,

- Bekleyiş.

Bu duygular evrenseldir. Herkesin hayatında bir karşılığı vardır. Türkü, bireysel bir olayı alıp ortak bir duyguya dönüştürür.

Bu yüzden “başkasının hikâyesi” gibi dinlenen bir türkü, bir anda “benim türküm” hâline gelir.


Hafızada Kalan Ses, Hafızada Kalan Dil

Türküler sade bir dil kullanır. Büyük metaforlar, karmaşık imgeler yoktur. Ama bu sadelik basitlik değildir. Bilerek seçilmiş, kolay hatırlanan bir dildir.

Kısa cümleler, güçlü fiiller, doğrudan duygular…

Bu dil:

- Ezberlenir,

- Aktarılır,

- Bozulmadan kalır.

Türkü, dili de korur. Kelimeler değişse bile, ton kalır. Bu yüzden bazı türküler eski kelimeler içerdiği hâlde yabancı gelmez. Hafıza, anlamdan önce sesle bağ kurar.


Türkü ve Sessiz Tanıklık

Türkü, çoğu zaman resmî tarihin anlatmadığını anlatır. Büyük olayların küçük insanlardaki izlerini taşır.

Bir isyanın sonucu, bir sürgünün sessizliği, bir kadının bekleyişi…

Bunlar tarih kitaplarında yer almaz. Ama türkülerde yaşar. Bu yönüyle türkü, sessiz tanıklıktır.

Kimse adına konuşmaz ama herkes adına hatırlar.


Neden Hâlâ Hatırlıyoruz?

Bugün artık türkü dinlemek için bir araya gelmek gerekmiyor. Kayıt var, video var, her şey erişilebilir. Ama buna rağmen türküler hâlâ hafızada.

Çünkü türkü:

- Dinlenmez, taşınır.

- Öğretilmez, aktarılır.

- Eskimez, yer değiştirir.

Bir türkü, bir evden başka bir eve, bir kuşaktan diğerine geçerken anlam kaybetmez. Sadece yeni bir bağlama yerleşir.


Türkünün Hikâyesi Bitmez

Türkülerin hafızada kalmasının nedeni nostalji değildir. Geçmişe özlem de değildir.

Türkü, bugünü de içine alabilen bir yapı olduğu için yaşar. Bugünün acısına da, bugünün suskunluğuna da ses olur.

Bu yüzden “Türkünün hikâyesi” hiçbir zaman tamamlanmaz. Her dinleyiciyle yeniden yazılır.

Ve belki de bu yüzden, bazı sesler hiç susmaz.


İlgili Yazılar:



Kaynak: Malapascua, Sessizlik, Filipinler'deki Visayan Denizi üzerinde yoğun fırtına bulutları Denizi, Fotoğraf: Vyacheslav Argenberg, CC BY-SA 4.0, Wikimedia Commons.



Sitede kullanılan görseller tanıtım ve bilgilendirme amaçlıdır. Telif hakkı ihlali olduğunu düşündüğünüz bir içerik için iletişime geçebilirsiniz.

Evde Kütüphane Nasıl Kurulur?

 Evde Kütüphane Nasıl Kurulur?

Küçük Alanlar İçin Pratik ve Gerçekçi Bir Rehber

Kütüphane Başkanı Garfield'in evi


Bir ev kütüphanesi hayali çoğu zaman büyük salonlar, tavana kadar uzanan raflar ve düzenli vitrinlerle birlikte düşünülür. Oysa çoğumuzun gerçeği bundan çok farklıdır: dar odalar, sınırlı raflar, taşan kitaplar ve “artık nereye koyacağım?” sorusu.

İyi haber şu:

Evde kütüphane kurmak için büyük bir alan değil, doğru yaklaşım gerekir. Küçük alanlarda da işlevli, yaşayan ve insanı yormayan bir kütüphane mümkündür.

Bu yazı, az yerle çok kitap barındırmak isteyenler için pratik bir yol haritası sunuyor.

1. Kütüphane Bir Mobilya Değil, Bir Alışkanlıktır

İlk yanılgı burada başlar. Kütüphaneyi yalnızca raflardan ibaret sanırız. Oysa kütüphane, kitaplarla kurulan ilişkinin mekâna yansımasıdır.

Bu yüzden işe şuradan başlamak gerekir:

- Kitapları nerede ve nasıl kullanıyorum?

- Yatakta mı okuyorum?

- Masada not alarak mı?

- Salonda kısa molalarda mı?

Kütüphane, bu alışkanlıkları desteklemiyorsa, en güzel raf bile kısa sürede dağılır.

2. Küçük Alanlarda Tek Duvar Yeterlidir

Tüm evi raflarla doldurmak zorunda değilsin. Küçük alanlarda en iyi çözüm, tek bir ana duvar belirlemektir.

Bu duvar:

- Çalışma masasının arkası olabilir.

- Salonun bir köşesi olabilir.

- Koridor boyunca uzanan dar bir alan olabilir.

Önemli olan, kitapların bir arada durmasıdır. Parçalanmış kitaplar hem görsel karmaşa yaratır hem de takibi zorlaştırır.

Kütüphane 


3. Raf Yüksekliği ve Derinliği Hayat Kurtarır

Küçük alanlarda raf seçimi kritik bir detaydır.

Çok derin raflar → Alanı boğar

Çok alçak raflar → Kitap kapasitesini düşürür

İdeal olan:

- Ortalama kitap boyuna uygun.

- Tavana yakın ama ulaşılabilir.

- Arka arkaya kitap dizmeye zorlamayan raflardır.

Unutma: Kitap arkaya saklanmak için değil, görülmek ve alınmak içindir.


4. Hepsi Aynı Yerde Olmak Zorunda Değil

Ev kütüphanesi demek, bütün kitapların tek bir rafta olması demek değildir.

Bazı kitaplar:

- Çalışma masasına yakın olmalı.

- Yatak başında durmalı.

- Salonda “elde okunacak” grupta olmalı.

Bu, dağınıklık değil; işlevsel dağılımdır.

Ama ana kural şudur: Her kitabın bir ana yeri olmalı.


5. Kitapları Nasıl Dizmeliyim?

Küçük alanlarda karmaşayı azaltmanın yolu basit sınıflandırmadır.

En pratik yöntemler:

Okundu / okunacak ayrımı

Türlere göre (roman, deneme, inceleme gibi)

Sık kullanılanlar önde, nadir okunanlar üst raflarda

Renkle dizme estetik görünür ama aradığını bulmayı zorlaştırır. Küçük alanlarda hafızayı yormayan düzen her zaman kazanır.

Evde kütüphane 


6. Fazlalık Duygusu ile Yüzleşmek

Kütüphane kurarken en zor kısım budur.

Bazı kitaplar:

Yıllardır rafta durur

Yeniden okunmayacaktır

Sadece “olsun diye” saklanır

Küçük alanlarda kütüphane kurmak, aynı zamanda seçme cesareti ister. Kitap sevmek, her kitabı tutmak zorunda olmak değildir.


7. Kütüphaneyi Yaşayan Bir Alan Yapmak

Bir kütüphane sadece saklama alanı değil, yaşayan bir köşe olmalıdır:

- Küçük bir okuma lambası,

- Bir sandalye ya da minder,

- Ara ara değiştirilen “şu an okunanlar” rafı

Bu küçük dokunuşlar, kitapların dekor değil, hayatın parçası olduğunu hatırlatır.


8. Küçük Alanlarda En Büyük Hata

En sık yapılan hata şudur:

Kütüphaneyi “tamamlanacak bir proje” sanmak.

Oysa ev kütüphanesi:

- Sürekli değişir.

- Büyür, küçülür.

- Okuma alışkanlığına göre şekil alır.

Bugün küçük olan alan, doğru kurulduğunda seni uzun süre taşır.


Evde kütüphane kurmak, büyük alanlara değil; kendini tanımaya bağlıdır. Küçük alanlar, doğru kullanıldığında daha samimi, daha sürdürülebilir ve daha gerçek kütüphaneler yaratır.

Kitaplarınla bağını koparmayan, seni yormayan bir düzen kurduğunda şunu fark edersin:

Kütüphane evde değil, hayatın içinde yerini bulur.


İlgili Yazılar:



Kaynak: Kütüphane Başkanı Garfield'in evi, Fotoğraf: Sgerbic, CC BY-SA 4.0, Wikimedia Commons.



Sitede kullanılan görseller tanıtım ve bilgilendirme amaçlıdır. Telif hakkı ihlali olduğunu düşündüğünüz bir içerik için iletişime geçebilirsiniz.

Bir Kitabı Okurken Not Tutmanın 5 Etkili Yolu

 Bir Kitabı Okurken Not Tutmanın 5 Etkili Yolu

Not tutan kedi


Kitap okurken not almak kimi okur için doğal bir alışkanlık, kimi içinse okuma keyfini bozan bir zorunluluk gibi görünür. Oysa doğru yöntemle tutulan notlar, kitabı parçalamaz; tam tersine okurla metin arasında daha güçlü bir bağ kurar. Not almak, kitabı “çalışmak” anlamına gelmez. Daha çok, okuduklarının sende bıraktığı izleri görünür kılmanın bir yoludur.

Bu yazıda, kitabı yarıda bırakmadan, okuma akışını bozmadan ve sürdürülebilir biçimde uygulanabilecek 5 etkili not tutma yolunu ele alıyorum.


1. Kenar Notlarıyla Düşünceyi Yakalamak

En klasik ama en işlevsel yöntemlerden biri, kitabın kenar boşluklarına kısa notlar almaktır. Bu notlar uzun olmak zorunda değildir. Hatta çoğu zaman bir kelime, bir soru işareti ya da küçük bir ünlem yeterlidir.

Kenar notları şunlar için idealdir:

Metinde seni durduran bir fikir

Katılmadığın bir cümle

“Buna sonra dönmeliyim” hissi

Metnin sende uyandırdığı ilk çağrışım

Buradaki amaç, metni yorumlamak değil; ilk tepkiyi yakalamaktır. Çünkü okuma bittikten sonra bu ilk tepkiler çoğu zaman silinir. Kenar notları, kitabı ikinci kez eline aldığında seni o ana geri götürür.

Eğer kitabın üzerine yazmak istemiyorsan, aynı işlevi küçük yapışkan notlarla da sağlayabilirsin.

Hemen harekete geçin


2. Altını Çizmek Yerine Seçerek İşaretlemek

Altını çizmek yaygın bir alışkanlık ama kontrolsüz yapıldığında metni görünmez hâle getirir. Neredeyse her cümlesi çizilmiş bir kitap, tekrar bakıldığında hiçbir şey söylemez.

Bu yüzden altını çizmek yerine seçerek işaretleme daha etkilidir.

Kendine şu soruyu sorabilirsin:

“Bu cümle, kitabı bir daha elime aldığımda bana ne hatırlatır?”

Eğer cevap yoksa, o cümleyi işaretlemeye gerek yoktur. Bir bölümde en fazla 1–2 cümleyi vurgulamak, notların ayırt edici olmasını sağlar.

İpucu:

Farklı işaretler kullanabilirsin.

Örneğin:

- Yıldız (*) → Ana fikir,

- Ünlem (!) → Çarpıcı düşünce,

- Soru işareti (?) → Katılmadığın ya da düşündüren yer.

Bu görsel sistem, kitabı tekrar karıştırırken ciddi zaman kazandırır.

Not tutmak 


3. Bölüm Sonu Mini Özetler

Her bölümün sonunda 2–3 cümlelik mini özetler almak, özellikle kurgu dışı kitaplarda çok işe yarar. Bu özetler akademik olmak zorunda değildir. Aksine, kendi cümlelerinle yazıldığında anlam kazanır.

Örneğin:

Bu bölüm bana ne söyledi?

Yazar neyi savunuyor?

Bu bölümden aklımda kalan tek şey ne?

Bu yöntemin en güçlü yanı şudur:

Kitabı bitirdikten sonra uzun notlara dönmek zorunda kalmadan, sadece bu mini özetleri okuyarak tüm kitabı zihninde canlandırabilirsin.

Defter, telefon notları ya da kitabın arka boş sayfaları bu iş için uygundur.


4. Okuma Günlüğü Tutmak

Okuma günlüğü, kitap içi notlardan farklıdır. Metnin ne söylediğinden çok, senin ne düşündüğünü kaydeder. Bu günlük, kitapla arandaki kişisel ilişkiyi belgeleyen bir alan gibidir.

Okuma günlüğünde şunlara yer verebilirsin:

Kitabı okurken ruh hâlin

Hangi bölümde zorlandığın

Neden devam etmek istediğin ya da bırakmak istediğin

Kitabın hayatındaki bir düşünceyle nasıl kesiştiği

Bu notlar ilk bakışta “fazla kişisel” gibi görünse de, zamanla en değerli kayıtlar hâline gelir. Aylar sonra aynı yazara döndüğünde, neden seni etkilediğini hatırlatan şey genellikle bu kişisel notlar olur.

Not tutan asker


5. Alıntı Defteri ya da Dijital Arşiv

Bazı cümleler vardır, sadece çizmek yetmez. Onları bir yerde toplamak istersin. Bunun için ayrı bir alıntı defteri ya da dijital bir arşiv oluşturabilirsin.

Bu yöntemi etkili kılan şey, alıntının yanına küçük bir not eklemektir:

Bu cümle neden önemli?

Hangi düşünceyi çağrıştırıyor?

Hangi kitapla konuşuyor?

Sadece alıntıları biriktirmek, zamanla anlamını yitirir. Ama küçük bağlam notları eklendiğinde, o alıntılar senin okuma haritanın parçası hâline gelir.

Not Tutmak Kitabı Bölmez, Derinleştirir

Not tutmak, okuma hızını düşürmek zorunda değildir. Aksine, dikkatini dağıtan düşünceleri kağıda ya da ekrana bıraktığında metne daha net dönebilirsin.

En önemli nokta şudur:

Her kitap için aynı yöntemi kullanmak zorunda değilsin.

Bazı kitaplar sadece okunur, bazılarıyla konuşulur, bazılarıysa iz bırakır. Not tutma biçimin de buna göre değişebilir.

Mükemmel notlar almak değil; okuduklarınla bağ kurmak asıl amaçtır.



İlgili Yazılar:



Kaynak: Hemen harekete geçin, Fotoğraf: DigiGal Dziner, CC BY-SA 4.0, Wikimedia Commons.
Not alma - İdil Keysan - Wikimedia Giphy çıkartmaları 2019, Fotoğraf: Wikimedia Vakfı adına İdil Keysan, CC BY-SA 4.0, Wikimedia Commons.
Onun Project not alma simgesi 2892274, Fotoğraf: Megan Chown, CC BY-SA 3.0, Wikimedia Commons. 



Sitede kullanılan görseller tanıtım ve bilgilendirme amaçlıdır. Telif hakkı ihlali olduğunu düşündüğünüz bir içerik için iletişime geçebilirsiniz.

Okuma Alışkanlığı Nasıl Kazanılır?

Okuma Alışkanlığı Nasıl Kazanılır?

Kitap okuyan bir insan


Zamanı Olmayanlar İçin


“Okumak istiyorum ama vaktim yok.”
Bu cümle, okuma isteği olan ama hayatın temposuna yenilen pek çok insanın ortak cümlesi. Çoğu zaman bu cümle tembellik değil; yorgunluk, dağınıklık ve yanlış beklentilerin sonucu. 
Çünkü okuma alışkanlığı, sanıldığı gibi bol boş zamanla değil; doğru yerleştirilmiş küçük anlarla kurulur.


Okuma Alışkanlığı Zaman Meselesi Değil

Günde bir saat okumayan biri, haftada yedi saat okuyamaz. Ama günde on dakika okuyan biri, ay sonunda bir kitabı bitirebilir. Sorun genellikle “zaman bulamamak” değil; okumayı hayatın dışına koymaktır. Okuma, özel bir an, sessiz bir ortam ve uzun süre gerektiren bir etkinlik gibi algılandığında hep ertelenir.

Oysa okuma:
- Otobüste,
- Bekleme salonunda,
- Yatmadan önce,
- Kahve soğurken yapılabilecek bir eylemdir.


Okuma Alışkanlığı = Kitap Bitirmek Değil

Birçok insan okumayı “kitap bitirmek”le eş tutar. Bu da baştan yük bindirir.
“Bu kitabı bitirmeliyim.” “Yarım bırakırsam sayılmaz.” “Zor ama önemli bir şey seçmeliyim.”
Bu düşünceler, okumanın önündeki en büyük engellerden biridir. Okuma alışkanlığı, bitirme hedefiyle değil, temasla oluşur. Her gün birkaç sayfa okumak, bir kitabı aylarca taşımaktan daha değerlidir.

Her yerde kitap okumak


Zamanı Olmayanlar Nereden Başlamalı?

Kısa Metinlerle Başla

Deneme, öykü, makale ya da bölümlere ayrılmış kitaplar… 
Uzun romanlar, alışkanlık kazanana kadar göz korkutabilir.

Her Kitap Senin Kitabın Olmak Zorunda Değil

Bir kitap seni içine almıyorsa, sorun sende değil.
Yarım bırakmak başarısızlık değildir; okuma yolculuğunun parçasıdır.

Okuma Saatini Değil, Okuma Anını Seç

“Her akşam 21.00’de okurum” çoğu zaman işlemez.
Ama “Yatmadan önce 5 sayfa” daha gerçekçidir.

Kitap ve insan


Telefonla Barışmadan Okuma Olmaz

Telefon, okumanın düşmanı değil; kontrolsüz kullanıldığında rakibidir.
Zamanı olmayanlar için çözüm:
Telefonsuz okumak değil telefona rağmen okumaktır.

E-kitap, sesli kitap ya da PDF okumak, “gerçek okuma değil” diye küçümsenmemeli. Amaç sayfa çevirmek değil; metinle ilişki kurmak.

Okuma Ortamı Değil, Okuma İzni

Birçok kişi “okumaya layık” bir ortam bekler: Sessizlik, düzen, boş bir masa…
Ama bu beklenti, okumayı sürekli erteler.
Kendine şunu söylemek yeterlidir: “Bugün dağınık da olsa okuyabilirim.” 
Okuma, mükemmel koşulları değil; izin verilmiş anları sever.

Okuma Alışkanlığı Nasıl Kalıcı Olur?

Alışkanlık, zorlayarak değil; rahatlayarak kalıcı olur.
Şunları fark ettiğinde doğru yoldasın:
- Okumadığın günler eksik hissediyorsan,
- Kitabı yanına almayı unutmadığında pişman oluyorsan,
- Okuduğun yerleri işaretleme ihtiyacı duyuyorsan. 

Bu noktada okuma, görev olmaktan çıkar; günlük hayatın doğal bir parçası olur.

Kitap okuyan çocuk


Zamanı Olmayanların En Büyük Hatası

En büyük hata, okumayı “özel zaman”a saklamak. O özel zaman çoğu zaman hiç gelmez.
Onun yerine:
- Az ama düzenli,
- Kısa ama sürekli,
- Rahat ama bilinçli bir okuma düzeni, uzun vadede çok daha etkilidir.

Okuma Alışkanlığı Bir Kimlik Meselesi

“Ben okuyan biriyim” demek için yılda elli kitap bitirmek gerekmez. Bazen tek bir kitapla kurulan bağ, onlarcasından daha kalıcıdır. Okuma alışkanlığı, sayıdan çok ilişkiyle ilgilidir.


Zamanı olmayanlar için okuma alışkanlığı mümkündür. Ama bu, başkalarının okuma biçimlerini kopyalayarak değil; kendi hayatına uyan bir yol bularak olur. Okuma, hız değil; devamlılık ister. Ve bazen günde beş sayfa, hiç okumamaktan çok daha fazlasıdır.




İlgili Yazılar:



Kaynak: Çocuk rahatça kitap okuyor, Fotoğraf: Javier Petra Montes, CC BY-SA 4.0, Wikimedia Commons. 
Kapalı alanda kitap okuyan yaşlı bir kişi, Fotoğraf: Nenad Stojkovic, CC BY-SA 4.0, Wikimedia Commons.
Okuma, kitap Fortepan 55473, Fotoğraf: Fortepan, CC BY-SA 3.0, Wikimedia Commons.
Sahilde Kitap Okuyan Kadın MET ap1978.510, Fotoğraf: James Jebusa Shannon, Creative Commons Sıfır, Kamu Malı Tahsisi, Wikimedia Commons.




Sitede kullanılan görseller tanıtım ve bilgilendirme amaçlıdır. Telif hakkı ihlali olduğunu düşündüğünüz bir içerik için iletişime geçebilirsiniz.

2 Şubat 2026 Pazartesi

Bir Zamanlar Gazeteyle Kitap Alınırdı


Bir Zamanlar Gazeteyle Kitap Alınırdı

Bir masa, bir lamba ve anlatılmayı bekleyen bir hikâye…


Sabah Yayınları Nobel Dizisi ve Kaybolan Güzel Alışkanlıklar

Sabah gazetesi Nobel dizisi



Bir zamanlar kitap almak için kitapçıya gitmek şart değildi. Gazeteyle birlikte gelirdi kitaplar.

Kupon kesilirdi, biriktirilirdi. Bir pazar sabahı mutfak masasının üzerinde gazete, makas ve sabır olurdu.

Sabah Yayınları’nın Nobel Dizisi, işte tam da böyle bir dönemin ürünüydü. Kitabı bir “lüks” olmaktan çıkarıp gündelik hayatın içine yerleştiren projelerden biri.

Bu dizi, sadece Nobel ödüllü yazarları bir araya getirmedi; okuma alışkanlığını da evin en sade köşesine taşıdı.


Nobel Dizisi Ne Anlatıyordu?

Bu dizide yer alan eserler, kolay okunan, hızlı tüketilen metinler değildi. Ama tam da bu yüzden kıymetliydiler.

Gazete almak


İnsanı merkeze alan, savaşla, iktidarla, yalnızlıkla, ahlakla yüzleşen kitaplar…

Listede yer alan eserler arasında şunlar vardı:

  • İvan Denisoviç’in Bir Günü ile totaliter sistemlerin insan üzerindeki etkisi,
  • Veba ve Akıl Çağı ile insanın kriz anındaki ahlaki sınavı,
  • Ana, Göçebe, Don Hikâyeleri ile toplum, sınıf ve dönüşüm,
  • Çanlar Kimin İçin Çalıyor, Ateş ve Kılıç gibi savaşın insanda bıraktığı izler,
  • Yalnızlık Dolambacı, Boşlukta Sallanan Adam gibi bireyin iç çatışmaları…

Bu kitaplar okuru eğlendirmekten çok rahatsız eder, sorular sordurur, yer yer duraksatırdı.

Ama o kuponlu günlerin okurları bunu bilerek alırdı kitapları.


Kupon Biriktirmenin Hikâyesi

Gazeteden kesilen kuponlar


Gazeteyle kitap almak sadece ekonomik bir çözüm değildi. Aynı zamanda bir ritüeldi.

Her gün gazeteyi almak, kuponu kesip saklamak, eksik gün olmasın diye dikkat etmek…

Kitap, bir emek sonucunda gelirdi. Bu yüzden rafta duruşu bile farklıydı. 

Bir kitabın “hak edilmiş” olması fikri, okuma deneyimini de değiştirirdi.


Bugün Neden Yeniden Yapılmalı?

Bugün kitap daha ulaşılabilir gibi görünse de, okuma alışkanlığı eskisi kadar gündelik hayatın parçası değil.

Gazete okuyan çocuk 


Sabah Yayınları’nın Nobel Dizisi gibi projeler:

  • Okuru seçici olmaya teşvik eder,
  • Klasiklerle temas kurmayı kolaylaştırır,
  • Genç okurlara “zor ama değerli” metinleri tanıtır,
  • Edebiyatı sadece edebiyat çevresine değil, her eve taşır.

Günümüzde yeniden yapılması, yalnızca nostaljik değil, kültürel olarak da gerekli bir karar olurdu.


Eskiden Vardı, Olmuştu

Bugün dönüp baktığımızda şunu görüyoruz: Bu projeler işe yarıyordu.

İnsanlar Pastoral Senfoni’yi, Nils Holgerson’un Serüveni’ni, Kiyoto’yu, Marakeş’te Sesler’i belki de ilk kez bu diziler sayesinde okudu.

Bir gazete eki olarak başlayan yolculuk, okurun kitaplığında kalıcı bir yere dönüştü.


Küçük Bir Okur Notu

Bu yazı, “eskiden her şey daha iyiydi” demek için yazılmadı.

Ama şunu hatırlatmak için yazıldı:

Edebiyat, doğru sunulduğunda hâlâ karşılık bulur. Kitap, hâlâ beklenir.

Ve bazen bir kupon, bir ömürlük okuma alışkanlığına dönüşebilir.


Sabah Yayınları Nobel Dizisi – Kitap Kitap Açıklamalar


Kitap kapağı 

1. Kara Kız

Toplumsal eşitsizlik, kimlik ve yoksulluk temalarını merkeze alır.


Kitap kapağı

2. Ana – Maksim Gorki

Toplumsal uyanışın bireysel dönüşümle kesiştiği güçlü bir roman.


Kitap kapağı

3. İvan Denisoviç’in Bir Günü – Aleksandr Soljenitsin

İnsan onurunun en zor koşullarda bile nasıl ayakta kaldığını gösterir.


Kitap kapağı

4. Çanlar Kimin İçin Çalıyor – Ernest Hemingway

Savaşın ideallerle değil, kayıplarla ve vicdanla ilgili olduğunu anlatır.


Kitap kapağı

5. Midak Sokağı

Kent yaşamının arka yüzü ve küçük insanların büyük yalnızlıkları.


Kitap kapağı

6. Seçme Öyküler

Kısa metinlerle büyük insan hâlleri.


Kitap kapağı

7. Göçebe

Yerinden edilme, aidiyet ve köksüzlük.


Kitap kapağı

8. Gençlik Güzel Şey

Gençliğin idealleri ve zamanla değişen bakış açısı.


Kitap kapağı

9. Don Hikâyeleri

Rus köylüsünün sade ama etkileyici hayatı.


Kitap kapağı

10. Sevgiden Öte Sürekli Ölüm

Varoluş ve ölüm üzerine düşünsel bir metin.


Kitap kapağı

11. Pastoral Senfoni – André Gide

Ahlak ve vicdan sorgulaması.


Kitap kapağı

12. İktidar

Gücün insanı nasıl dönüştürdüğü.


Kitap kapağı

13. Kasırga

Toplumsal ve bireysel savruluşlar.


Kitap kapağı

14. Marakeş’te Sesler

Doğu kültürü ve yabancılık.


Kitap kapağı

15. Yalnızlık Dolambacı

Modern insanın iç yalnızlığı.


Kitap kapağı

16. Ateş ve Kılıç

Savaşın ruhlarda bıraktığı izler.


Kitap kapağı

17. Altın Kupa

İnsan zaaflarının evrenselliği.


Kitap kapağı

18. Akıl Çağı – Jean-Paul Sartre

Özgürlük ve sorumluluk sorgulaması.


Kitap kapağı

19. Veba – Albert Camus

Salgın üzerinden ahlaki sınav.


Kitap kapağı

20. Cüce ile Bebek

Masalsı ama sembolik bir anlatı.


Kitap kapağı

21. Nils Holgerson’un Serüveni

Her yaşa hitap eden bir büyüme hikâyesi.


Kitap kapağı

22. Kutsal Sığınak

Kaçış ve inanç sorgulaması.


Kitap kapağı

23. Kiyoto

Gelenek ve modernlik çatışması.


Kitap kapağı

24. Saltanat Günleri

İktidarın ihtişamı ve çöküşü.


Kitap kapağı

25. Boşlukta Sallanan Adam

Anlamsızlık ve bekleyiş.


FİLDİŞİ KULEDE IŞIK HÂLÂ YANIYOR.


İlgili Yazılar:



Kaynak: Kupon Yığını Stok Fotoğrafı(10865703765), Fotoğraf: Carol Pyles, CC BY-SA 2.0, Wikimedia Commons.
Uluslararası gazete, Roma, Mayıs 2005, Fotoğraf: Stefano Corso, Pensiero,CC BY-SA, Wikimedia Commons.


Sitede kullanılan görseller tanıtım ve bilgilendirme amaçlıdır. Telif hakkı ihlali olduğunu düşündüğünüz bir içerik için iletişime geçebilirsiniz.

Dakikalar İçinde: Günümüzün Sessiz Ansiklopedisi


Dakikalar İçinde: Günümüzün Sessiz Ansiklopedisi

Bir masa, bir lamba ve anlatılmayı bekleyen bir hikâye…



Dakikalar İçinde serisi


Eskiden ansiklopediler vardı. Raflarda duran, cilt cilt, ağır ve ciddi. Bir konu merak edildiğinde “bakıp çıkılan” değil, açıldığında insanı içinde tutan kitaplardı. Bugün bilgiye ulaşmak daha hızlı ama daha parçalı.

Bir konuya bakıyoruz, birkaç dakika sonra başka bir konuya geçiyoruz. Bilgi var ama bağlam eksik, derinlik kırık, süreklilik dağınık. Kronik Yayınları’nın “Dakikalar İçinde” serisi tam da bu boşluğa denk düşüyor.

Ne akademik bir ders kitabı gibi mesafeli, ne de yüzeysel bir popüler anlatı gibi geçici. Bu seri, modern zamanların ansiklopedi ihtiyacına verilmiş sakin bir cevap gibi duruyor.


Dakikalar İçinde kitapları


Dakikalar İçinde Ne Yapıyor?

Serinin temel iddiası basit ama güçlü:

“Bir konunun temelini, kısa sürede ama doğru bir çerçeveyle sunmak.”

“Dakikalar içinde” ifadesi, aceleyle geçip gitmeyi değil; okuyucunun nereden başlayacağını bilmesini sağlıyor.

  • Konunun tarihsel arka planını kuruyor
  • Temel kavramları tanıtıyor
  • Büyük kırılma noktalarını gösteriyor
  • Okuru daha derine inmeye davet ediyor

Yani bir “her şeyi anlatma” iddiası yok. Ama “neyi bilmen gerektiğini” net biçimde söylüyor.

Bilgi


Bir Ansiklopedi Gibi, Ama Raflarda Değil

Bu kitaplar tek tek değil, birlikte anlamlı:

  • Dakikalar İçinde Dünya Tarihi
  • Dakikalar İçinde Antik Dünya
  • Dakikalar İçinde Roma
  • Dakikalar İçinde Orta Çağ
  • Dakikalar İçinde Avrupa Tarihi
  • Dakikalar İçinde Osmanlı Padişahları
  • Dakikalar İçinde Selçuklular
  • Dakikalar İçinde Milli Mücadele
  • Dakikalar İçinde İkinci Dünya Savaşı

Tarih, parçalı değil; birbirine bağlanan bir hikâye gibi ilerliyor.

Ansiklopedi 


Düşünce ve Bilim Alanları

  • Dakikalar İçinde Felsefe
  • Dakikalar İçinde Büyük Fikirler
  • Dakikalar İçinde Siyaset
  • Dakikalar İçinde Ekonomi
  • Dakikalar İçinde Bilim
  • Dakikalar İçinde Fizik
  • Dakikalar İçinde Kuantum Fiziği
  • Dakikalar İçinde Matematik
  • Dakikalar İçinde Borsa
  • Dakikalar İçinde İşletme 

Bir konuyu tek başına değil, yanındakiyle birlikte düşünmeye zorluyor.

Bilgi akışı 


İnsanı ve Dünyayı Anlamaya Dair

  • Dakikalar İçinde Psikoloji
  • Dakikalar İçinde Beyin
  • Dakikalar İçinde İnsan Vücudu
  • Dakikalar İçinde Genetik
  • Dakikalar İçinde Din
  • Dakikalar İçinde Mistisizm
  • Dakikalar İçinde Sayılar
  • Dakikalar İçinde Sanat
  • Dakikalar İçinde Mimarlık

Bilgi burada kuru değil; insan deneyimiyle ilişkili.

Bilgiyi almak


Bugünün Okuru İçin Neden Kıymetli?

  • Bir konuya sıfırdan girmek isteyenler
  • Dağınık bilgileri çerçevelemek isteyenler
  • Bağlantı kurarak ilerlemek isteyenler
  • “Nereden başlayacağımı bilmek istiyorum” diyenler

Dakikalar İçinde kitapları nihai durak değil, iyi bir başlangıç noktası.


Bitmiş Bir Seri Değil, Büyüyen Bir Harita

  • Dakikalar İçinde Gelecek
  • Dakikalar İçinde Güneş Sistemi
  • Dakikalar İçinde Astronomi
  • Dakikalar İçinde Büyük Savaşlar
  • Dakikalar İçinde Ortadoğu
  • Dakikalar İçinde Hitler ve Nazi Almanyası
  • Dakikalar İçinde Atatürk ve Dünyası
  • Dakikalar İçinde Cengiz Han ve Dünyası
  • Dakikalar İçinde Büyük Konuşmalar
  • Dakikalar İçinde Büyük Olaylar
  • Dakikalar İçinde İngilizce 
  • Dakikalar İçinde Türk Mitolojisi

Ansiklopediler Kaybolmadı, Şekil Değiştirdi

Belki artık cilt cilt ansiklopediler almıyoruz. Ama bilgiye duyulan ihtiyaç bitmedi.

Bu seri şunu fısıldıyor: “Her şeyi hemen bilmek zorunda değilsin. Ama doğru yerden başlayabilirsin.”

FİLDİŞİ KULEDE IŞIK HALA YANIYOR.


Sitede kullanılan görseller tanıtım ve bilgilendirme amaçlıdır. Telif hakkı ihlali olduğunu düşündüğünüz bir içerik için iletişime geçebilirsiniz.

Lambanın Işığı Sönerse: İçsel Sessizlik ve Yalnızlık

Lambanın Işığı Sönerse: İçsel Sessizlik ve Yalnızlık Lambanın Işığı Sönerse: İçsel Sessizlik ve Yalnızlık ...