Osmanlı’da Nesnelerin Dili – IV
Bildiklerimin
bende bıraktığı izleri kayda geçirmek için buradayım.
Bir zamanlar
mektup yazmak, sadece kelimeleri kağıda dökmek değildi. Hangi kağıdın
seçildiği, nasıl katlandığı, ne zaman gönderildiği; hepsi başlı başına bir
anlam taşırdı.
![]() |
| Michel de Montaigne'nin Marachal de Matignon'a mektubu |
Osmanlı’da
mektup söylenmeyen sözlerin en uzun yolculuğuydu.
![]() |
| Hatice Turhan Sultan'ın mektubu |
Mektubun
Zamanı
Bir mektup
hemen gönderildiyse, bu aceleyle yazılmış bir özlemi anlatırdı. Bekletilen
mektup ise düşünülmüş, tartılmış, her kelimesi tartıya konmuş duygular demekti.
Gecenin ilerleyen saatlerinde yazılan mektuplar, en içten olanlardı. Çünkü gündüz kalabalığında saklanan ne varsa, gece kağıda dökülürdü.
Kağıdın Dili
Beyaz ve
sade kağıt, dürüstlüğün işaretiydi. Süslü, desenli ya da renkli kağıtlar ise
muhataba verilen değeri gösterirdi.
Kenarları
özenle düzeltilmiş bir mektup, ‘’Sana saygı duyuyorum’’ derdi. Gelişigüzel
katlanmış bir kağıt, duyguların taşkınlığını ele verirdi.
![]() |
| Ali Ekrem Bolayır'ın yazısı ve imzası |
Katlama ve
Yerleştirme
Mektubun
katlanış şekli bile anlamlıydı. Düzgün ve simetrik katlanan mektuplar, ölçülü
bir sevgiyi anlatırdı.
Kağıdın
arasına bir çiçek, küçük bir kumaş parçası ya da mendil konmuşsa, bu mektup
kelimelerden fazlasını taşırdı.
Mührün
Sessizliği
Mektubun
ağzı mühürlenmişse, ‘’Bu sözler yalnızca sana’’ demekti. Mühürsüz mektuplar
daha açıktı; okunmasından korkulmayan, ama yine de dikkatle yazılan satırlar
içerirdi.
Mührün rengi
bile önemliydi. Koyu renkler ciddiyeti, açık renkler ise duygusal yakınlığı
çağrıştırırdı.
Cevap
Vermemek
Osmanlı’da
bazen cevap vermemek, en net cevaptı.
Uzun süre
karşılık bulmayan mektup, kabul edilmeyen bir duygunun işareti sayılırdı.
Ama mektubun
saklanması, her şeyin tamamen reddedilmediğini de fısıldardı.
![]() |
| II. Wilhelm'in Konya-Bulgurlu tren hattının raporlarının ardından yazılan mektup |
Bugün bir
mesaj yazıp siliyoruz, gönderip unutuyoruz. Oysa bir zamanlar mektuplar
beklenirdi, saklanırdı, tekrar tekrar okunurdu.
Belki de bu
yüzden, en sessiz nesne en çok şeyi anlatırdı.
Bu yazı,
‘’Osmanlı’da Nesnelerin Dili’’ serisinin dördüncü yazısıdır.
FİLDİŞİ
KULEDE IŞIK HALA YANIYOR.
- Nesnelerin Dili I – Mendilin Söylediği
- Nesnelerin Dili II – Açık İşaretler
- Nesnelerin Dili III – Yelpazenin Anlattığı
- Nesnelerin Dili IV – Mektubun Sessiz Kuralları
- Nesnelerin Dili V – Yüzüğün Hatırlattığı
- Nesnelerin Dili VI – Pencerenin Söylediği
- Nesnelerin Dili VII – Kapının Anlattıkları
- Nesnelerin Dili VIII – Çiçeklerin Anlamları
- Nesnelerin Dili IX – Gülün Fısıldadığı
- Nesnelerin Dili X – Fotoğrafın Fısıldadıkları
Sitede
kullanılan görseller tanıtım ve bilgilendirme amaçlıdır. Telif hakkı ihlali
olduğunu düşündüğünüz bir içerik için iletişime geçebilirsiniz.
Kaynak: Hatice Turhan Sultan'ın Mektubu, Yogabagaba2, CC BY-SA 4.0, Wikimedia Commons.




Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Yorumunuz için teşekkür ederim. En kısa sürede dönüt verilecek.